23 Kasım 2014

Galeriden

  

Yazarlarımız








  

Powered by Enter Logic

ATA SOYER’İ UĞURLARKEN…..

ATA SOYER’İ UĞURLARKEN…..

İzge GÜNAL                                               (Bilim ve gelecek dergisi nisan sayısında yayınlanmıştır.)

    

       Kaybettiğiniz bir arkadaşınızın ardından yazmak çok zor. Hele bu arkadaşınız Ata Soyer gibi herkesin tanıdığı bir kişiyse iş daha da zorlaşıyor. Gerçekten de, bu ülkede sağlıkçı olup da Ata’nın yazdığı bir kitabı okumayan, bir makalesinden yararlanmayan, bir konuşmasını dinlemeyen bir kişi var mıdır, bilmiyorum. En azından herkesin Ata’dan haberdar olduğunu sanıyorum; bundan da ötesi, bence, artık kişilerin sağlık mücadelesinden uzakta kalışının bir ifadesidir. Bunu söylememin nedeni Ata Soyer’in son 30 yıldır Türkiye’deki hekim ve sağlık çalışanları mücadelesinin tam ortasında ve örgütleyicilerinden olması; özellikle doksanlı yıllardaki beyaz eylemler onun katkıları olmasaydı gerçekleşemezdi.

     Ata’yı tanımak…

     Hekim örgütlerinde aldığı üst düzey sorumluluklar kesintisiz bir biçimde sürmüştür: 1986-1990  yılları arasında Ankara Tabip Odası Genel Sekreterliği, 1990-1998 yıları arasında Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyeliği, 2002-2006 yılları arasında ise TTB Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapmıştır. TTB’nin çeşitli kol ve komisyonlarında (İnsan Hakları Kolu, Halk Sağlığı Kolu, Özlük Hakları ve Sendikalaşma Kolu, Sağlık Politikaları Çalışma Grubu, Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Kolu, Tıp Dünyası Yayın Kurulu vb.) çalışan Ata Soyer, son dönemde TTB’nin çıkarttığı Toplum ve Hekim Dergisi Yayın Koordinatörlüğü ve Sağlık ve Politika Kurulu üyeliği ve TTB Merkez Danışma Kurulu Üyeliği yapmaktaydı. Ayrıca kuruluşundan beri Sağlık Emekçileri Sendikası’nın (SES) aktif bir üyesiydi. İşte bu nedenle diyorum ki, sağlık mücadelesi ile ilgilenen herkes Ata’yı tanırdı.

     Aslında bu yargıyı biraz daha genişletmek gerek: Türkiye’de demokratik kitle örgütleri veya sendikalarda çalışan herkesin yolu Ata ile en az bir kez kesişmiştir. Bunun temel nedenini, Ata’nın gerçek anlamıyla bir toplum hekimi olmasında, bir sosyalist olmasında aramak gerek. İnsan hakları mücadelesinde yer alışı (Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kurucu üyesiydi) ve bu konudaki zihinsel üretimi, demokrasi ve emek mücadelesi veren tüm örgütlerle çeşitli derecelerde ortaklaşmayla sonuçlanıyordu. Ayrıca çeşitli üniversite ve fakültelerde (tıp fakülteleri dışında) verdiği sağlık politikası dersleri ile de farklı kesimlere ulaşabilme olanağı bulabiliyordu.

     Üretken bir insan

     Yaşamına kısaca bakacak olursak, 1955 yılında Malatya'da doğduğunu, İlkokula Edirne’de başlayıp Siirt’te bitirdiğini, Bahçelievler Deneme Lisesi'ni 1972 yılında bitirdiğini ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girdiğini görürüz. TTB sitesinde belirtildiği gibi, “Tıp Der, Köylü Derneği, Maltepe Halkevi, Ankara Tabip Odası, HalkevIeri Genel Merkezi gibi örgütlerde yer alan Soyer 1978’de mezun olduktan sonra Hasankeyf Sağlık Ocağı’nda işe başladı. 1979’da askere gittikten sonra 1980 Kasımında Ankara Üniversitesi Toplum Hekimliği Bölümünde asistanlığa başladı. 1981 de gözaltına alındı. 1982’de asistanlığının bitimine 20 gün kala görevine son verildi. 1983 yılında Ankara Numune Hastanesi’nde başladığı radyoloji ihtisasını 1987'de tamamladı. 1987-94 yılları arasında Ankara Numune Hastanesi Radyoterapi Kliniği’nde çalıştıktan sonra 12 Eylül 1994 tarihinde mahkeme kararı ile Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı bölümüne geri döndü. 1997 yılında halk sağlığı ihtisasını tamamladıktan sonra, aynı yıl Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümünde öğretim üyesi olarak işe başladı. 2006 Temmuz’unda emekli olarak ayrılmak durumunda kaldığı bölümüne 2008’de tekrar döndü. 2012 yılında aynı üniversitenin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda görevlendirildi. 2006-2008 döneminde Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Sağlık Başdanışmanı, 2010-2012 dönemi Demokratik Toplum Kongresi Sağlık Meclisi üyeliği yaptı.  80 sonrası Bilim ve Sanat Dergisi, kendisinin de sürekli andığı gibi bir okul oldu onun için. Yazmayı ve böylece taraf olmayı hep önemsedi. Evrensel, Birgün ve Aydınlık gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı” ¹, Yarın, Birikim, Demokrat, İkibine Doğru vb. dergilerde makaleleri yer aldı. Otuz civarında kitabı yayınlandı. Hep yazdı. Kendi sözleriyle, “Hep ara dönem diye düşündüğümüz bir dönemdi 12 Eylül’le başlayan süreç. Yaşlanmayı ertelemiştik, umutlarımızı biriktirmiştik. Umutlarımızı biriktirmenin bir yolu da, yazmaktı…” ². Tam olarak kaç makalesi, kitabı var bilemiyorum çünkü makalelerinin bir kısmında takma adlar (Tufan Aydın, Ahmet Demiray gibi) kullandığı, bazı yazılarının da, özellikle TTB bültenlerinde yer alanların, imzasız çıktığını biliyorum. Ama herkesin iyi bildiği bir şey var ki, o da müthiş bir arşivci olduğudur. Arşivini görmedim ama ne zaman Türkiye’de sağlık sorunları ile ilgili bir belgeye gereksinim duysam, kendisinden istediğimde en geç bir iki gün içerisinde elimde olurdu. Zaten başka türlü bu derece üretken olmak olanaksızdır.

     Herkesin Ata Abi’si…

     Esas ilgi alanı olan sağlık politikaları dışında, sağlık ile bağlantılı her alan onun için bir eylem ve entelektüel üretim alanıydı. Yazdıklarında hem sorunun perde arkasını açığa çıkartma hem de bir mücadele çağrısı olurdu. Örneğin, açlık grevlerini ele alan bir yazısında “ hekimin temel görevi kişilerin sıkıntısını azaltmaktır. Yöneticilerin sıkıntısını azaltmak gibi bir görevi yok! Onlar, sıkıntılarını azaltmak için hekimleri kullanmasın… Ülkemizde cezaevlerinde yaşayan insanları açlık grevine gitmeye zorlayarak, on yıldır tıbbi bakıma gerek duyacak kadar hastalanmış bedenleri tüketme politikası kurban istiyorsa bunu bizler olamadan yapsın! Tıbbı insanlığın hizmetine uygulamakla yükümlü hekimler, bu politikaya alet olmamalıdırlar.” ³ demektedir.

     Bunları okuyunca, sakın çok katı bir kişi gibi algılamayın Ata’yı; çok duygusal birisiydi, insanlara yardım için elinden gelen her şeyi yapardı. İşte Metin Faruk Tamer’in anısı: “Ata abiyi 1989 yılında Ankara merkez kapalı cezaevindeki açlık grevlerinde tanıdım. Sağlık durumu bozulanları numune hastanesine sevk ediyorlardı. Ben ve birkaç arkadaş (birazda kamuoyu oluşturmak için) numune hastanesinin mahkûm koğuşuna yatmıştık. Yanlış anımsamıyorsam o zamanlar numune hastanesinde çalışıyordu. Haber verilmiş geldi bizi, mahkûm koğuşunda buldu. Bol bol şeker ve tuz getirilmesini sağladı. Çünkü biz asla damardan beslenme kabul etmiyorduk. İki üç gün hastanede kaldık. O süre içinde sabah ve akşam uğrar, ihtiyaçlarımızı karşılar ve kamuoyu oluşması için çalışırdı. Cezaevine döndüğümüzde hiç unutmam sevgili Nadir Nadi usta "la sizi besiye çekmişler diye" espri yapmıştı. Ata abi, bizim kuşağın gerçekten de abisiydi.1990 yılların sonuna kadar çoğumuzun sosyal güvencesi yoktu. Sağlık yönünde başı sıkışan Ata Soyer'i arar bulurdu.” 4

      Dikkatinizi çekmiştir, Ata ile ilgili yazıların çoğunda ondan “Ata abi” olarak söz edilir; ardından verilen kurumsal ilanlarda da bu tanımlamayı görmüşsünüzdür. Ata Soyer kronolojik yaşa bakılmaksızın herkesin abisiydi. Sanırım bunu derin hoşgörüsüne borçluydu. Çok iyi anımsıyorum bir gün Ata’yla tartışmamız sırasında ben hırçınlaşmaya başlamıştım. Ata gülümseyerek elini omzuma koyup, “İske (bana böyle seslenirdi; özellikle de “s” yi uzatarak: İsske), gereksiz yere gerilme, şunun şurasında kaç kişiyiz? Başımız sıkıştığında birbirimizin arkasında duracak yine bizleriz” demişti. Bu hoşgörüsü kendisine kötülük yapanlar için bile geçerliydi. Yine dikkatinizi çekmiştir, TTB özgeçmişini verirken “2006 Temmuz’unda emekli olarak ayrılmak durumunda kaldığı bölümüne 2008’de tekrar döndü. 2012 yılında aynı üniversitenin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda görevlendirildi”1 demektedir. Dokuz Eylül Üniversitesi’ndeki baskılardan5 Ata’da nasibini almıştı. Halk sağlığını Ata’nın kitaplarından öğrenenler “akademik yetersizlik” nedeniyle sözleşmesini uzatmayarak emekliliğe zorlamışlardı; sanki hepsinin Nobel ödülü vardı da bir Ata eksik kalmıştı! (2008 yılında üniversite yönetimi değiştiğinde ilk yapılan işlerden birisi YÖK’le karşı karşıya gelmeyi göze alarak, izin almaksızın Ata’yı göreve başlatmak olmuştu. Bu durum YÖK’ü kızdırmış ve tüm üniversitelere yazı göndererek, ayrılan öğretim üyelerinin göreve başlamalarının bundan sonra YÖK iznine bağlı olduğu bildirilmişti. Dönemin rektör yardımcısı Hakkı Bahar’ın çabalarına bizzat tanık olduğumu söylemeliyim). Ancak Ata ile uğraşanlar yine durmamışlar, ilk fırsatta, 2012 yılında başka bir okulda görevlendirilmesini sağlamışlardı. Ata’nın bu kişiler hakkında bile kötü bir söz söylediğini anımsamıyorum. Sanırım onları da affetmişti. Ben affedemiyorum.

     Sosyalistin seçimi

     İdam cezasının kaldırılması için de Ata’nın çok uğraştığını söyleyebiliriz: “ Biliyoruz ki suç bireysel değil, toplumsaldır. Suça yönelik politikaların temelini, suçu ortaya çıkaran koşulların kurutulması oluşturmalıdır. Suçun nedenleri yok edilmesi gerekirken, idam ile yok edilen, insandır! En basit hukuk kavramına bile aykırı olan bu uygulamanın 21. yüzyıla yaklaşırken savunuluyor olmasının, olsa olsa utanılacak yanı vardır”. 6 derdi.

     Yaşamın öznesinin insan olduğunu vurgulayarak bakıyordu cezaevlerine: “Bizim de kendi onurumuzu kendimizin savunabilmesi ancak çabalarında o insanlara destek vermekle mümkündür. Tutukevlerinden çıkan ruhsal ve fiziksel sorunlu insanların en yakın yardımcısı, bu gerçekliği kavrayabilmiş hekimler olabilir”.7 Çevre de Ata’nın uğraş alanları içerisindeydi: “Bugün sanayileşme nedeniyle yaşanan sorunlar, dün sanayileşmenin başlangıcında işçi sınıfının, fabrikalarda yaşayan işçilerin sorunlarıydı. İş koşularının ve çalışma ortamının olumsuzluğu nedeniyle, sağlıkları ve yaşamları tehdit edilen yalnızca işçilerdi. Sanayide kullanılan zararlı maddelerin, fabrika/işyeri sınırlarını aşarak, çevreye yayılması ile aynı sorunları çevre ve çevrede yaşayanlar duyumsamaya başladı. Böylece, sadece kar güdüsü ile sanayileşme anlayışı, işçinin sorununu tüm toplumun ve çevrenin haline getirmiştir”. 8 Sanırım sosyalist bir çevreci ancak böyle olabilir. Zaten Ata’nın özgeçmişinde görmüşsünüzdür; toplum hekimi olması bilinçli bir seçimdir: radyoloji uzmanı olduktan sonra halk sağlığı uzmanı olmuştur. Yani, başkalarında olduğu gibi rastlantısal değildi halk sağlıkçılığı. Zaten ancak bir sosyalistin böyle bir seçimi olabilirdi.

     Sınıfsal bakış açısı tüm yazılarında açıkça görülürdü. Örneğin savaş konusunda: “Nükleer savaşa karşı çıkılması gereklidir, ancak nükleer olmayan askeri müdahalelere de, bunları yapanlara da karşı çıkılmalıdır. Nükleer silahlanmanın durdurulması için çalışırken, nükleer-olmayan silahlarla bir askeri hegemonya peşinde olan, savaş kışkırtıcılarına platform yaratmamalıyız. Yine nükleer silahlanma ile ayrılmaz bir ilişki içinde olan Üçüncü dünya ve emperyalizm, ırkçılık, çevre tahribatı, askeri bütçenin insani hizmetlerde yarattığı olumsuz etkiler, çekiç güç vb. konulara gereken ilgiyi göstermeliyiz. En önemlisi, militarizmin köklerini kapitalist sistem içerisinde gören, geniş tabanlı bir barış hareketi inşa etmeye ihtiyacımız olduğudur”.9 diyerek hepimizin zihnini açıyordu.

     Ondan öğreneceğimiz çok şey vardı; şimdiden özlüyoruz.

          

  1. 1)http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/atasoyer-3684.html
  2. 2)Soyer A. Önce insan olmak. İnsan hakları, çevre, barış ve hekimlik üstüne. Belge Yay., 1993.
  3. 3)Soyer A. Açlık grevleri yayılırken. Cumhuriyet, 8 Kasım 1988.
  4. 4)http://eksisozluk.com/ata-soyer--1954001
  5. 5)Günal İ. Dokuz Eylül Üniversitesinde farklı dönemler. Bilim ve Gelecek 104, Ekim 2012.
  6. 6)Soyer A. İdam cezalarına hayır! Türk Tabipleri Birliği Haber Bülteni 25, Ekim,Kasım, Aralık 1990.
  7. 7)Soyer A.Tutukevi koşullarlının yarattığı ruhsal sorunlar. Ankara Tabip Odası Bülteni 10, Ekim 1987.
  8. 8)Soyer A. Üçüncü dünyaya tehlike ihracatı: sanayileşmede çifte standart. Bilim ve Sanat 92, Ağustos 1988.
  9. 9)Soyer A. Barışçı hekim hareketlerine şirketlerin artan ilgisi… Birikim 29, Ekim 1991.
Read More

HEMŞİRELER ÖZELLEŞTİRMEYİ TARTIŞTI (3)

Türk Hemşireler Derneği Öğrenci Komisyonu ve Hacettepe Kitap Topluluğu’nun beraber düzenlediği bir konferans ile bugün, Hacettepe Üniversitesi hemşirelik öğrencileri, özelleştirmenin mesleklerine etkisini tartıştı.

Katılımcı olarak İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi’nden Arzu Kader Harmancı’nın çağrıldığı konferansa hemşirelik öğrencilerinin ilgisi büyük oldu.

Harmancı, sunumunda devletlerin iki farklı yönetim şeklinin olduğunu, bunların ya liberal ya da kamucu şekilde olduklarını belirttikten sonra Türkiye’nin cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren liberal anlayışı benimsediğini, bunun yanında zaman zaman ihtiyaçlara uygun olarak sosyal politikalar uyguladığını ifade etti.

Ülkemizde özelleştirme uygulamalarının 24 Ocak 1980 kararları ile önünün açıldığını belirten Harmancı, özellikle son on yılda yapılan özelleştirmelerin ise çok büyük bir alanı kapladığını belirtti.

Sağlık alanının da özelleştirme dalgasından bağımsız tutulmadığı belirten Harmancı, bu alanda özelleştirme uygulamalarının ‘reform, dönüşüm, yeniden düzenleme’ gibi benzer isimlerle yavaş yavaş yapıldığını söyledi.

Özelleştirmelerin sağlık çalışanları için bir karşı devrim olduğunu belirten Harmancı, buradan, sağlıkta dönüşümün hemşirelere olan etkilerine geçerek, bir gecede çıkartılan 663 sayılı kanun hükmünde kararname ve benzeri düzenlemeler ile hemşirelerin uzun iş saatleri, gerektiğinden az süreye sığdırılan hasta bakımı, fazla iş yükü, mesleki itibarın yok edilmesi gibi bir çok olumsuz sonuç ile karşılaştığını belirtti.

s....

Read More

DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi önünde yapılan basın açıklamasını SES İzmir (6)

 

DR. ERSİN ARSLAN’IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE G(Ö)REVDEYİZ

 HABERLER - GENEL MERKEZDEN

 

DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi önünde yapılan basın açıklamasını SES İzmir Şube Başkanı Dr. Veli ATANUR okudu. Daha sonra TTB Merkez Konseyi Başkanı Özdemir AKTAN 17 Nisan'da yapılacak Greve değindi. SES Genel Başkanı Çetin ERDOLU'da Sağlık alanında yaşanan şiddetin piyasalaşan sağlık sistemi olduğunu söyledi. Ardından İzmir Tabip Odası Şube Sekreteri Mete GÜZELANT ve Aile Hekimleri Derneği adına konuşmalar yapıldı. Eyleme CHP İzmir Milletvekili Alaattin YÜKSEL'de destek verdi ve sağlık emekçilerine yapılan şiddeti kınadı. Son olarak KESK İzmir Şubeler Platformu dönem yürütmesi Eğitim Sen 1 nolu şube başkanı Abdullah TUNALI " Sağlıkta piyasalaşmanın ve artan şiddetin karşısında durmak gerektiğini ve hem sağlık alanında yaşanan piyasalaşmaya ve şiddete karşı hemde 17 Nisan'da yapılacak Greve KESK bütünlüğü içerisinde hareket edeceklerini söyledi.

03.04.2013                                                                                                                    

            Basına ve Kamuoyuna;

 

DR. ERSİN ARSLAN’IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE G(ö)REVDEYİZ

Böyle Sağlık Sistemi Olmaz/Sağlıkta Şiddet Sona ERSİN..!

Sağlıkta Dönüşüm Programı” ve son uygulaması olan “Kamu Hastane Birlikleri” sonucu çalışanların;

Gittikçe ağırlaşan bir iş yükü ve angarya ile karşı karşıya gelmesi,

7/24 esnek, kuralsız ve baskı altında çalıştırılması,

Baskısı altında çalışmak bir yana, ödeme güvencesini tamamen yitirmiş PERFORMANS uygulaması,

Birlik Hastaneleri arasında dama taşı gibi dolaşma, işyeri güvencesinin tamamen ortadan kalkması,

Görev tanımı dışında “sağlıkçı her işi yapabilir mantığı” ile çalışma yetmezmiş gibi, çalışanlara yönelik şiddet devam etmektedir.

Üstelik,  sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti kışkırtan uygulamalar;

Sağlık hizmetine ulaşmak için her kademede ödenen katkı-katılım payı ve ilave ücretler giderek artıyor,

Sağlık çalışanlarını itibarsızlaştırma ve şiddeti kışkırtan üslup değişmedi,

Şiddeti engellemek adına hiçbir adım atılmıyor.

Geçtiğimiz  hafta içinde  bir uzman hekimin darp edilmesi üzerine Ağrı’da, iki sağlık çalışanının şiddete maruz kalması sonucu İstanbul Şişli Etfal Hastanesi’nde, hasta yakını tarafından uzman doktorun darp edilmesi üzerine Mersin Erdemli Devlet Hastanesi’nde ve son olarak iki asistan hekimin hasta yakını şiddetine uğraması sonucu Dokuz Eylül Üniversitesi’nde sağlık çalışanları iş bırakmışlardır.

17 Nisan 2013, Gaziantep’te öldürülen meslektaşımız Dr. Ersin Arslan’ın ölüm yıldönümüdür. Geçtiğimiz bir yılda maalesef sağlık çalışanlarına şiddet artarak devam etmiştir. Daha da ürkütücü gelişme ise şiddetin yaygınlaşmasının yanı sıra olağanlaşmasıdır.

 Artan şiddet, sağlık hizmeti verilmesini kesintiye uğratmakta ve tüm sağlık çalışanlarının gelecek ile ilgili beklentilerini azaltarak, çalışma isteğini yok etmektedir.

Sağlıkta artan şiddeti araştırmak ve önlemek için kurulan TBMM Sağlıkta Şiddeti Araştırma Komisyonu henüz raporunu bile açıklayamamış durumda olup bu gelişmelere seyirci kalmaktadır.

 Sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri 14 Mart için 14 Talep içinde şiddet konusunu öne çıkarıp taleplerini Sağlık Bakanlığı’na iletmiş ancak bu konuda da herhangi bir gelişme sağlanamamıştır.

Bütün bu nedenlerle, 

17 Nisan 2013 Çarşamba günü G(ö)REVdeyiz:

Türkiye’nin her köşesinde, her hastane ve sağlık biriminde tüm sağlık çalışanları artan şiddeti ve alınmayan önlemleri protesto etmek üzere seslerini yükseltecek, şiddete neden olan Sağlıkta Dönüşüm Programı’na karşı mücadele kararlılığını gösterecek, Dr. Ersin  Arslan’n ölümü ve artan sağlıkta şiddet ile ilgili anma ve toplantılar yaparak hizmet veremeyecektir. Sağlık çalışanlarının mücadelesi bununla bitmeyecek, taleplerimizle ilgili mücadele daha kararlı ve daha etkin biçimde, 17 Nisan 2013 sonrasında da sürdürülecektir.   17 Nisan 2013 günü, başta sağlık çalışanları olmak üzere, tüm çalışanları ve halkımızı yanımızda olmaya çağırıyoruz.

 

TTB (Türk Tabipleri Birliği)

TDB (Türk Dişhekimleri Birliği)

SES (Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası)

DEV SAĞLIK İŞ (Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası)

THD (Türk Hemşireler Derneği)

Türk Ebeler Derneği

TÜM RAD DER (Tüm Radyoloji Teknisyenleri/Teknikerleri Derneği)

TMRT DER (Türk Medikal Radyoteknoloji Teknisyenleri Derneği)

SHUD (Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği)

Türk Psikologlar Derneği

SÖZSEN (Sağlık Çalışanlarının Sözü Sendikası)

Sağlık Hizmetleri Sınıfı Çalışanları Derneği

Read More

Bilim Yapmayı Düşünenlere Bir Öneri

Bilim Yapmayı Düşünenlere Bir Öneri

İzge GÜNAL                         (28 Mart 2013 'de Sol gazetesinde yayınlanmıştır.) 

Tarihin en heyecanlı serüvenlerinden birisinin 1543 ile 1859 yılları arasındaki yaklaşık üç yüz yıllık dönemi kapsayan büyük bilimsel devrim süreci olduğu söylenebilir. Tarihleri bu derece net ve kesinlikle vermemin nedeni üç kitabın yayın yılı olmaları: 1543’te Nikola Kopernik’in De Revolutionibus Orbicum Coelestium (Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine) ve Andreas Vesalius’un De Humani Corporis Fabrica (İnsan Bedeninin Yapısı Üzerine) isimli kitapları, 1859’da ise Charles Darwin’in The Origin of Species (Türlerin Kökeni) kitapları yayınlanmıştı. Evren ve insan vücudu ile ilgili klasik bilgilerin yıkılması ile başlayan devrim, arada yedi bilimcinin sekiz kitabının yazılması ile sürüp, sonunda biyolojide devrimin doruk noktası olan Darwin’in kitabıyla son nokta koyulmuş oluyordu. Kepler, Harvey, Galilei, Boyle, Newton, Huygens ve Lavoiser’i de arayı dolduran ve devrimin kilometre taşı olan diğer kitapların yazarları olarak tanıyoruz. Tümünün ortak özelliği, önyargı ve bağnazlıkla mücadele içerisinde yazılmış olmaları.

Büyük bilimsel devrimin Kopernik’in kitabıyla, astronomideki devrimle, başladığını söylemek hata olmaz. Sabit, hareketsiz bir dünya ve etrafında dönen diğer gökcisimlerinden oluşan Batlamyus (Ptolemy) sistemi sadece astronomik olguları açıklamaya yönelik bir teori değil, aynı zamanda dinsel ve ideolojik yönü olan, ortaçağ skolâstik felsefesiyle bütünleşmiş, yarı-resmi bir görüştü de. Buna karşı çıkan Kopernik teorisi iki temel varsayım içermekteydi: 1) Gezegenleri taşıyan gökküreler sadece dünyanın değil, güneşin de çevresinde dönmektedir, 2) Dünya merkezde sabit durmamakta, hem kendi çevresinde günlük, hem de güneşin çevresinde yıllık dönüşler yapmaktadır. Bugün için çok sıradan görülen bu yargılar, 1543’te devrim niteliğindeydi; günümüzde Darwin’e yapılan saldırıların çok daha fazlasına göğüs germek zorundaydı. Kopernik teorisi, dünyayı gökyüzündeki sıradan bir gezegen haline getiriyordu çünkü. Thomas Kuhn’un sözleriyle, Kopernik’in kitabının önemi kendisinin ne söylediğinden çok başkalarına ne söylettiğinde yatmaktadır.

1543 yılında Kopernikle birlikte Vesalius’un kitabının da (De Humani Corporis Fabrica ) yayınlandığını söylemiştik. Bu kitapla ilk kez insan vücudu sistematik bir biçimde inceleniyor ve hayvanların yapısını inceleyerek bunu insanın yapısı gibi gösteren Galenik teori yıkılıyordu. Yaklaşık yüzyıl sonra 1628’de Harvey, Canlılarda Kalp ve Kanın Hareketi Üzerine Anatomik Bir Çalışma isimli kitabını yazarak kan dolaşımı ve buna bağlı olarak organların birbiriyle ilişkisini açıklayarak, Kopernik’in astronomide yaptığını tıp alanında yapıyordu: “Kalp içi boşluk olan ve pompa gibi çalışan bir kastır” diyerek o gün için söylenmesi çok zor olan bir söz ediyordu. Artık insan vücudunun da “basitliği” ortaya konmuş oluyordu.

Uzatmayayım, arada yazılan yedi kitaba ek olarak Darwin’in 1859 yılında yazdığı Türlerin Kökeni kitabı ile modern bilimin temelleri atılmış oluyordu. Artık dünya sıradan bir gezegen, insan basit bir canlı türü, doğa da olağanüstü güçlerle değil basit fiziksel ve kimyasal yasalarla işleyen bir mekanizmaydı.

     Güncel gelişmeleri ele aldığımız bu sayfalarda neden mi bunları anlatıyorum? Nedeni, Bilim ve Gelecek yayınlarından çıkan yeni bir kitap: Bilimsel Devrimin Başyapıtları. “bir kitap okudum, hayatım değişti” demeyeceğim ama rahatlıkla “zamanında bu kitabı okusaydım, hayatım değişirdi” diyebilirim. Bu kitabın hedef kitlesinin gazetelerin kitap eklerinden çok, bilim eklerini/sayfalarını okuduğunu düşünerek de, kitap ekinde değil burada yazıyorum.

   Ender Helvacıoğlu’nun yayına hazırladığı kitap iki bölümden oluşuyor. Bir kavram olarak bilimsel devrimin ele alındığı Thomas Kuhn, Eric Lerner ve Friedrich Engels imzalı yazılar müthiş! Bilimsel devrimi hazırlayan koşullar, devrimin toplumsal temelleri ve tarih içerisinde oturduğu yer tam bir yetkinlikle ele alınıyor. Sadece bu bölüm için bile bu kitap okunabilir: “Fakat onların karakteristiği, özellikle, hemen hepsinin yaşadığı süre içinde eylemlerini çağdaş hareketler içinde pratik mücadelede sürdürmüş olmalarıdır; cephelerini belli etmişler, kimi konuşarak ve yazarak, kimi kılıçla, kimi de her ikisi ile birlikte savaşa girmiştir. Onları tam adam yapan karakter gücü ve tamlığı budur. Parmaklarının ucunu dahi yakmak istemeyen temkinli okumuşlar ve ikinci üçüncü sıradan insanlar, bunun dışındadır.” (F.Engels).

         Kitabın ikinci bölümünde başyapıtları 11 farklı yazar 14 makalede tanıtılıyor. Hepsi de konusunda yetkin kişiler olmalarına karşın yazılarını herkesin anlayabileceği “popüler” dille yazmışlar. Tümünü keyifle okumama karşın iki tanesi üzerine özellikle durmak istiyorum. İlki, Nalan Mahsereci. Kendisini önce Bilim ve Ütopya, sonrasında Bilim ve Gelecek dergisinin bir çalışanı olarak tanıyoruz. Şu anda derginin yayın yönetmeni yardımcılarından. Kitapta Galilei ve Kepler’in yapıtlarıyla ilgili değerlendirme yazılarını bir bütünlük içerisinde okuyunca, yetkin bir bilim yazarı ile karşı karşıya olduğumu, daha doğrusu benim bu gerçeği yeni fark ettiğimi anladım. Bundan sonra daha dikkatli takip edeceğim.

     Diğer bahsedeceğim kişi ise kitapta iki makalesi (Huygens ve Darwin’in yapıtlarıyla ilgili) ve iki çevirisi (Kuhn ve Lerner’in makaleleri) bulunan Prof. Dr. E.Rennan Pekünlü. Biliyorsunuz kendisi yasaları uygulayarak türbanlı öğrencileri uyardığı için yerel mahkemece verilen hapis cezasının Yargıtay aşamasında. Ne ironik: onlar Pekünlü’yü hapsetmeye çalışırken, o öğretmeye devam ediyor; belki de öfkelerinin gerçek nedeni bu.

       1975 yılında Sol Yayınları İngiliz Felsefeci Maurice Campbell Cornforth’un “Marksist Klasikleri Okuma Klavuzu” isimli kitabını (Çev. Ferhat Güner) yayınlamıştı. Kitabın önsözünde “Marksist klasiklerin topluca tanıtımının amaçlandığı ” belirtilmesine “klasikleri okumak isteyenlere kolaylık sağlamak” gibi bir düşünceyle hazırlandığı vurgulanmasına karşın, en azından benim gözlemlediğim kadarıyla, Marksist klasikleri okumadan, bu kitaptaki bilgilerle “okumuş gibi yapmaya” yarıyordu. Umarım bu kitabın böyle bir işlevi olmaz; hiç olmazsa başyapıtlardan Türkçeye çevrilenler okunur.

     Sonuçta bilime ilgi duyan, bilim yapmayı düşünen, bilim yapan, bilimsel devrim tarihini öğrenmek isteyen herkes bu kitabı okumalı.

 

Read More

"Bu Rektörler Bize Lazım Değil" (2)

Öğretim Elemanları Dernekleri'nden Ortak Açıklama: "Bu Rektörler Bize Lazım Değil"

26 Aralık 2012

18 Aralık 2012 tarihinde Başbakan Erdoğan ODTÜ'ye Göktürk-2 Uydusu'nun fırlatılması nedeniyle düzenlenen törene katılmak için gaz ve ses bombalarıyla donanmış üç bin polis, çok sayıda panzer ve müdahale aracından oluşan bir orduyla geldi.

Gerici ve piyasacı üniversite politikaları ve savaş çığırtkanlığı nedeniyle Başbakanı protesto etmek isteyen öğrenciler, bu demokratik haklarını barışçıl bir şekilde hayata geçirmeye hazırlanırken polisin uyarıda dahi bulunmadan tazyikli su, gaz ve ses bombalarıyla gerçekleştirdiği saldırısına maruz kaldı. Saldırıda birçok öğrencinin yaralandığı, bazılarının ölümle burun buruna geldiği, bazı bölümlerin atılan gaz bombaları nedeniyle kullanılamaz hale geldiği, kampüs içerisinde küçük çaplı yangınların çıktığı biliniyor.

Yapılan saldırı ODTÜ yönetimi ve öğretim üyeleri başta olmak üzere kamuoyunda ciddi tepkiye neden oldu.

Ancak 23 Aralık 2012 tarihinde bazı üniversitelerin rektörlükleri tarafından yapılan ortak açıklamada, öğrencilerin protesto amacı çarpıtılarak öğrencilerin uyduyu protesto etmeye gittikleri yönünde saçma bir hava yaratılmak istendi. Üstelik, aynı açıklamada okulda yaşanan inanılmaz polis şiddeti görmezden gelinerek öğrenciler asılsız ifadelerle suçlu gösterilmeye çalışıldı.

Yapılan bu talihsiz açıklamayla, öğrencilerine destek olan öğretim görevlilerine “bize böyle hocalar lazım değil” diyerek hakaret eden Başbakana sahip çıkıldı.

Söz konusu üniversiteler tarafından yapılan bu açıklama utanç vericidir ve kuşkusuz Türkiye üniversite tarihine kara bir leke olarak geçecektir.

Yapılan açıklamayla Türkiye'nin en köklü kurumlarının onlarca yıla dayanan itibarı birkaç yönetici marifetiyle ayaklar altına alınmıştır.

ODTÜ yönetiminin ve akademisyenlerinin öğrencisine sahip çıkan tavrının karalanmaya çalışılması ve ODTÜ kamuoyuna "akıllı olun" şeklinde ders verilmeye kalkışılması bir skandaldır.

Üniversitelerin yaptığı bu açıklamayı, aşağıda isimleri bulunan dernekler olarak kınıyor, açıklamayı yapan rektörlerden ODTÜ kamuoyundan özür dileyerek imzalarını geri çekmelerini bekliyoruz.

Abant İzzet Baysal Üniversiteli Öğretim Elemanları Derneği

Akdeniz Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği

Ege Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği

Isparta Öğretim Elemanları Derneği

İnönü Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği

Trakya Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği

Üniversite Konseyleri Derneği

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği

Van Üniversite Öğretim Elemanları Derneği

Read More

AKP Canımıza, Üniversitemize Kastediyor! (2)

 

19 Aralık 2012

 

Dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Göktürk-2 uydusunun fırlatılma töreni nedeniyle ODTÜ'ye geldi; iki yıl önce bir Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısına geldiği gibi. Ancak bu kez gelişi çok daha şiddetliydi: iki binden fazla  polis, TOMA’lar, gaz ve ses bombaları koruması altında.

 

Henüz Başbakan ODTÜ kampüsüne ulaşmadan, ODTÜ'de AKP şiddeti yaşanmaya başlamıştı bile. Saat 15.30 civarında Fizik Bölümü önünde toplanan ODTÜ öğrencileri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı okullarında istemedikleri yönündeki demokratik taleplerini dile getirmek amacıyla ODTÜ Kampüsü içindeki TÜBİTAK-UZAY kurumuna yakın bir yere yürümek istediler. Makine Mühendisliği Bölümü ile TÜBİTAK-UZAY arasında TOMA araçlarıyla barikat kuran polisler öğrencilere hiçbir sözlü uyarıda bulunmadan gaz ve tazyikli su ile müdahalede bulundu.

 

ODTÜ’lüler, bugüne kadar defalarca gördüğümüz şiddeti çok daha büyük bir yoğunlukta yaşadılar. Kampüsteki insanların can güvenliğini tehlikeye atacak şekilde kullanılan gaz bombaları nedeniyle binalar içine girilemez hale geldi. Gaz bombası atılan binalar yanma tehlikesi atlattılar, ağaçlar yandı, insanlar etkilendi. Öğrencilere karşı ses bombası kullanıldı. Birçok öğrenci ciddi şekilde yaralandı, hastaneye kaldırıldı.

 

Tüm öğrencilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

 

Ve soruyoruz: ODTÜ'yü savaş alanına çevirmekteki amaç nedir? AKP'yi veya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı protesto etmek suç mudur? Tayyip Erdoğan ODTÜ'ye gerçekten Göktürk-2 uydusunun fırlatma töreni için mi gelmiştir, yoksa her turlu demokratik protestoyu gittikce artan siddetle baskilamaya mı? Polisin insanların canına kastedercesine müdahalesiyle kim kimden korunmuş olmaktadır?

 

Öğrencileri, emekçileri, doğası ve tesisleriyle tüm ODTÜ'nün gördüğü zararın sorumlusu AKP'dir, Başbakan Tayyip Erdoğan'dır. ODTÜ, tarihinde bu tür müdahaleleri pek çok kez görmüş, her seferinde gereken yanıt ODTÜ’lü öğrenciler ve emekçiler tarafından verilmiştir. Tayyip Erdoğan da farklı bir sonuç beklememelidir.

 

ODTÜ’lü öğrenciler ülkemizin önemli bilim kurumlarını bir bir çürüten, bu kurumların oluşturduğu birikimi siyasi ranta tahvil etmeye çalışan, gençliği bir yandan gerici örgütlenmesiyle, bir yandan zor aygıtlarıyla baskı altına almaya uğraşan bir iktidara karşı haklı bir protestoda bulunmuşlardır.

 

ODTÜ'nün de, ülkemizin de yarını, AKP'ye boyun eğmeyen gençliğin ellerinde şekillenecektir.

 

Üniversite Konseyleri Derneği ODTÜ Konseyi

Read More

Eşim yarım saat darp etti!

Kotan, olayın akrabaları tarafından duyulmaması için birkaç gün evden dışarı çıkmadığını söyledi

AKP Ağrı Milletvekili Fatma Kotan, eşinden şiddet gördüğünü savcıya anlattı.

AKP'li Kotan, eşi İdris Kotan'a boşanma davası açmış ve mahkemeden koruma talep etmişti. Fatma Kotan'ın kardeşi bazı internet sitelerinde çıkan "şiddet gördü" iddialarını yalanlamıştı. Ancak Kotan savcıya verdiği ifadede şunları dile getirdi:

"21 Kasım'da eşim boşanmayacağını belirterek bana saldırı. Şiddetli şekilde darp etti. Kafamda ve gözümde yaralanmalar oluştu. Yarım saat darp edildim, oğlum araya girerek kurtardı."

Türker Karapınar'ın Milliyet gazetesindeki haberine göre; yaşananların ilk olmadığını söyleyen Kotan, olayın akrabaları tarafından duyulmaması için birkaç gün evden dışarı çıkmadığını da belirtti. Savcılıktan koruma isteyen Kotan'ın ifadesinin ardından jet hızıyla iddianame hazırlandı.

Sincan Savcılığı, İdris Kotan hakkında "eşe karşı kasten yaralama" suçundan 4 yıldan 7,5 yıla kadar hapis cezası istedi.

Read More

İCAP NÖBETLERİNDE HUKUKİ KAZANIMIMIZ

Personel sayısının az olduğu işyerlerinde, mesai saatleri dışındaki sağlık hizmetleri icap nöbetleriyle verilmektedir. Tutulan icap nöbetleri karşılığında izin kullandırılması ya da icap nöbet ücreti ( her bir icap nöbet süresi kesintisiz on iki saatten az olmamak üzere, nöbet ücreti için belirlenen ücretin %30’u tutarında )ödenmesi gerekir.

İcap nöbeti izinleri Sağlık Bakanlığı’nın görüşü üzerine nöbet boyunca işyerine gelinen süre kadar kullandırılıyordu. Haksız durumun ortadan kaldırılması için Muğla Şubemiz üyesi Hatice YILMAZ’ın açtığı davayı kazandık. Mahkeme icap nöbeti boyunca hastaneye gelinen süre kadar izin kullandırılmasını mevzuata uygun bulmayarak, tutulan icap nöbetleri karşılığının yasa uyarınca hesaplanarak kişiye ödenmesine karar verdi.

Muğla 1. İdare Mahkemesi Kararı:

T.C. MUĞLA 1. İDARE MAHKEMESİ

 

ESAS NO : 2008/1725 KARAR NO  : 2009/1349

DAVACI____________________ : HATİCE YILMAZ
Köyceğiz Devlet Hastanesi - Köyceğiz/MUGLA

DAVALI____________________ : KÖYCEĞİZ KAYMAKAMLIĞI- KöyceğizMUĞLA

DAVANIN OZETI______________ : Muğla ili, Köyceğiz Devlet Hastanesi'nde aneztesi teknisyeni olarak görev yapan davacının 2007 yılı Ekim , Kasım ve Aralık ayları ile 2008 yılı Ocak ve Şubat aylarında yerine getirdiği icap nöbetlerinin karşılığı olan ücretin tarafına ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 10/06/2008 tarih ve 705 sayılı işlemin; yasaların net olduğu ve kişisel yorumlamalara göre uygulanamayacağı, 657 sayılı yasanın ek 33 maddesine göre işlem yapılması gerektiği, hak ve adalet duygusuna aykırı olduğu ileri sürülerek iptali ile 5 aylık icap nöbet ücretinin tarafına ödenmesi istenilmektedir.

 

SAVUNMANIN OZETI : İcap nöbetine geldiği süre kadar izin kullanılmasına ilişkin işlemin, Bakanlıktan alınan resmi görüş yazısı neticesinde tesis edildiği, yönetmelik ve genelgeler doğrultusunda hareket edilerek insan merkezli ve çalışanların haklarını koruyan bir hizmet anlayışı ile görev yapıldığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

 

Karar veren Muğla 1. İdare Mahkemesi'nce işingereği görüşüldü:

 

Dava, Muğla ili, Köyceğiz Devlet Hastanesi'nde aneztesi teknisyeni olarak görev yapan davacının 2007 yılı Ekim , Kasım ve Aralık ayları ile 2008 yılı Ocak ve Şubat aylarında yerine getirdiği icap nöbetlerinin karşılığı olan ücretin tarafına ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 10/06/2008 tarih ve 705 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

 

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 33 üncü maddesinde; "İcap nöbeti tutan ve bu nöbet karşılığında kurumunca izin kullanmasına müsaade edilmeyen sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personeline her bir izin suretiyle karşılanmayan icap nöbeti saati için (her bir icap nöbet süresi kesintisiz oniki saatten az olmamak üzere), nöbet ücreti için belirlenen ücretin % 30 'u tutarında icap nöbet ücreti ödenir." hükmü yer almaktadır.

Yataklı Tedavi İşletmeleri Yönetmeliğinin 42. maddesi de; "Nöbet hizmetlerinin evde nöbet, normal, acil, branş nöbeti olarak dört şekilde yürütüleceği, Uzman adedi nöbet tutacak miktarlardan az, fakat birden fazla olan kurumlarda sırasıyla ev nöbetini tutacağı, bunun için aylık ev nöbet listeleri hazırlanacağı, nöbetçisi mesai saatleri dışında kurumun idari ve tıbbi her türlü gereklerinden sorumlu olduğu, Ev nöbetçisinin akşam vizitlerini yapmaya, mesai dışında bulunduğu yeri bildirmeye, kuruma her davette gelmeye mecbur olduğu hüküm altına alınmıştır.

 

Dosyanın incelenmesinden; Muğla ili, Köyceğiz ilçesi, Devlet hastanesinde anestezi teknisyeni olarak görev yapan davacı tarafından Köyceğiz Devlet hastanesine hitaben yazılan7.3.2008 tarihli dilekçeyle 2007 yılının ekim, kasım, aralık ayları ile 2008 yılının ocak ve şubat aylarında tuttuğu icap nöbetlerinin karşılığı izinlerin kullandırılması kullandırılmayacaksa 657 sayılı Yasanın ek 33. maddesi uyarınca ücretinin ödenmesi talebinde bulunulduğu; anılan talebe cevaben; 29.4.2008 tarih ve 14849 sayılı Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünün icap nöbeti süresince hastanede kalman süre kadar izin verilmesi yönündeki görüş yazısının davacı ve Devlet hastanesi Baş Tabibliği’ne tebliğ edildiği, 2.6.2008 tarihli dilekçeyle anılan aylara ilişkin icap nöbet ücretlerinin davacı tarafından tekrar istenildiği, 10.06.2008 tarih ve 900/705 sayılı işlemle; hastane kayıtlarının incelenmesinden 2.15 dakika icap nöbetine geldiği ve gelinen süre kadar izin kullandırılması uygun görülmesine üzerine; anılan işlemin iptali ile 2007 yılının ekim, kasım, aralık ayları ile 2008 yılı ocak ve şubat aylarında tutulan icap nöbet ücretlerinin tarafına ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

 

Yukarıda anılan mevzuatın değerlendirilmesinden tutulan icap nöbeti karşılığının izin verilerek ya da ücreti ödenmek suretiyle karşılanması gerektiği, izin kullanılmasına müsaade edilmesi durumunda icap ücretinin anılan yasa uyarınca hesaplanıp ödenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

 

Bu durumda, anılan aylarda (2007 -Ekim, Kasım, Aralık, 2008 Ocak, Şubat) icap nöbeti tutan davacının, icap nöbet karşılığının, anılan dönemlerde hastaneye gelip burada geçirdiği sürelerin hesaplanarak 2 saat 15 dakika izin olarak kullandırılmasının uygun görülmesine ilişkin işlemde; her bir icap nöbetinin kesintisiz 12 saatten oluştuğu ve evde tutulan nöbet türü olmakla birlikte nöbet tutanın sorumluluğunun nöbet süresince devamı dikkate alındığında icap nöbeti karşılığının gerçek anlamda izin suretiyle karşılandığı anlamına gelmediğinden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

 

Öte yandan yasada yer alan açık hüküm uyarınca icap nöbeti tuttuğu ve karşılığında izin kullandırılmadığı açık olan davacının; 2007/ Ekim, Kasım, Aralık - 2008/Ocak ve Şubat aylarına ilişkin olarak tuttuğu icap nöbetleri karşılığının anılan yasa uyarınca hesaplanıp davacıya ödenmesi gerekmektedir.

 

Açıklanan nedenlerle, icap nöbet karşılığının 2 saat 15 dakika izin olarak kullandırılmasının uygun görülmesine ilişkin işlemin İPTALİNE, 2007/Ekim, Kasım, Aralık - 2008 Ocak ve Şubat aylarında tutulan nöbet ücretlerinin davacıya ödenmesine, aşağıda dökümü yapılan 78,50 TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 16/07/2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan

GÜRBÜZ UÇAR 32901

Uye

TAHSİN YILMAZ

94881

Uye

VOLKAN ÇAKİR

107170

Read More

ALO 184 SABİM Hattı can alıyor! (2)

melike1

Alo 184 SABİM hattı Ölüm Saçıyor, Derhal Kapatılmalıdır.
Sağlığa "Bakan"dan Cevap Bekliyoruz !

İstanbul (Samatya) Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Asistanı Dr. Melike Erdem 30 Kasım 2012 günü, Sağlık Bakanlığı’nın Alo 184 SABİM hattı

na yapılan anlamsız ve gereksiz bir şikayet nedeniyle ifadesi alındıktan sonra çalıştığı hastanenin altıncı katından atlayarak “intihar etti”.


Konuyla ilgili SES İzmir Şube öncülüğünde Sağlık ve Meslek Örgütleri 4 aralık 2012 Salı günü sabah 08.00-10.00 saatleri arasında iş bırakacak ve öğlen saat 12.00'de Fuar Basmane Kapısı önünde toplanarak İzmir İl Sağlık Müdürlüğüne yürüyüş gerçekleştirecektir.

Hastanelerde yapılacak açıklamalar:

Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi: 4 Aralık 2012 Salı günü Saat 10.00'da AMATEM önü
 
DEÜ Tıp Falkültesi Hastanesi: 4 Aralık 2012 Salı günü Saat 09.00'da toplanma saygı duruşu 09.30'da basın açıklaması Klinikler önü
 
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi: 4 Aralık 2012 Salı günü Saat 09.30 İlk kayıt önü
 
İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi: 4 Aralık 2012 Salı günü Saat 09.00
Read More

10 soruda Genel Sağlık Sigortası

SORU:10 soruda Genel Sağlık Sigortası

 
Sorun söyleyelim cevap veriyor: İlk defa 2008 yılında tanıştığımız Genel Sağlık Sigortası (GSS), 74 milyon vatandaşın tamamını kapsayacak şekilde yarın yürürlüğe girmiş olacak.
Yeşil kartlılardan işsizlere kadar milyonlarca kişi, yeni uygulamayla nelerin değişeceğini merak ediyor. İşte GSS ile ilgili en fazla sorulan sorular ve cevapları.
SORU: Kimler GSS'li olacak?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Yarından itibaren Türkiye'nin tamamına yakını GSS kapsamına alınacak. Dolayısıyla kimler GSS'li olacak sorusu yerine, kimler GSS dışında kalacak diye sormak gerekiyor. Buna göre: · Milletvekilleri, · Kendi ülkesinde sigortalı olup da Türkiye'de bulunan yabancılar, · Zorunlu askerlik görevini yerine getiren erler, GSS dışında kalacak. Bunların dışındaki bütün işçiler, bağımsız çalışanlar, kamu çalışanları, isteğe bağlı sigortalılar, işsizler, ev hanımları ve yabancılar GSS'li olacak.
SORU: Yeşil kartlıların durumu ne olacak?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Yeşil kartlılar, yine mevcut kartlarını kullanmaya devam edecekler. Yarından itibaren GSS'li olarak tescil edilecek olan yeşil kartlılar, kartlarının vize tarihine kadar sağlık yardımlarından yararlanacaklar. Kartlarının vize tarihi dolduğunda ise bir ay içinde sosyal yardım vakıflarına gelir testi için başvuruda bulunacaklar. Gelir testinden geçenler yine ücretsiz/primsiz GSS'li sayılacaklar.
SORU: Kimler gelir testine başvuracak?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Herhangi bir şekilde çalışma hayatında bulunan işçi, memur, bağımsız çalışan, isteğe bağlı sigortalı ve yeşil kartlıların dışında kalan bütün vatandaşlar gelir testine başvuracaklar. 18 yaş altı vatandaşlar zaten GSS kapsamında sayıldıklarından gelir testine başvurmalarına gerek yok. Ayrıca SGK'dan gelir-aylık alanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu kişiler de gelir testine gitmeyecekler.
SORU: Ne zamana kadar başvurmak gerekiyor?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Ocak ayı sonuna kadar sosyal güvencesi bulunmayan herkesin gelir testi için bulundukları ildeki sosyal yardım vakfına başvurması gerekiyor.
SORU: Başvurmazsanız ne olacak?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Bir ay içinde gelir testine başvurmayan vatandaşlar SGK tarafından otomatikman tescil edilecekler ve ayda 106 lira GSS primi ödemeye başlayacaklar. Bu tescilden sonra da gelir testi için sosyal yardım vakıflarına başvurabilecekler.
SORU: Kimler primsiz GSS'li olacak?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Prim ödemeden GSS'li olmak isteyenler, yani yeşil kartlı gibi sağlık yardımı almak isteyenler gelir testine başvuracaklar. 2012 yılı asgari ücret rakamlarına göre, aylık aile içi kişi başı geliri 296 liradan az olduğu tespit edilenler, prim ödemeden GSS'li olacaklar.
SORU: Geliri 296 lirayı aşanlar ne yapacak?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Yapılan teste göre aile içi kişi başı gelir 296 ila 886 lira arasında çıkarsa, aileden bir kişi ayda 35 lira prim ödeyecek. Diğer aile bireyleri bu kişi üzerinden bakmakla yükümlü olunan kişi olarak GSS'li sayılacaklar. Dolayısıyla ailede herkes GSS kapsamına alınmış olacak.
SORU: Gelir testinde nelere bakılacak?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Gelir testi yapılırken aile bireylerinin harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık tutarı tespit edilecek. Buna göre ailenin puanlaması yapılacak. Gerekirse hane ziyareti yapılarak ailenin ekonomik durumu gözlemlenecek.
SORU: Ailedeki kimler dikkate alınacak?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Gelir testinde aynı hanede yaşayan eş, evli olmayan çocuklar ile büyük anne ve büyük baba dikkate alınacak. Yani ailenin toplam geliri bu kişi sayısına bölünerek bulunacak.
SORU: Gelir testi ne zaman sonuçlanacak?
Sorun söyleyelim cevap veriyor:Vatandaşın sosyal yardım vakfına başvurusundan sonra en geç bir ay içinde gelir testi sonuçlandırılmış olacak. Böylece vatandaş primsiz olarak GSS'li sayılıp sayılmayacağını veya ödemesi gereken prim tutarını öğrenmiş olacak
Read More

  • DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi önünde yapılan basın açıklamasını SES İzmir

    DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi önünde yapılan basın açıklamasını SES İzmir

  • İŞSİZLİK VERİLERİ (ARALIK 2012)

    İŞSİZLİK VERİLERİ (ARALIK 2012)

  • KESK İZMİR ŞUBELER PLATFORMUNUN ÇAĞRISIDIR!!!

    KESK İZMİR ŞUBELER PLATFORMUNUN ÇAĞRISIDIR!!!

  • Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası onaylandı

    Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası onaylandı

  • Akdeniz Üniversitesi'nde mücadele kazandırdı: 1300 taşeron işçi kadrolu oldu

    Akdeniz Üniversitesi'nde mücadele kazandırdı: 1300 taşeron işçi kadrolu oldu

G(ö)REVİMİZE DEVAM EDİYORUZ

G(ö)REVİMİZE DEVAM EDİYORUZ

16.04.2013
Tıklamalar: 25693
Dr. Ersin Arslan’ın bir hasta yakını tarafından öldürülmesinin yıldönümü olan...
G(ö)REVİMİZE DEVAM EDİYORUZ (3)

G(ö)REVİMİZE DEVAM EDİYORUZ (3)

16.04.2013
Tıklamalar: 743
Dr. Ersin Arslan’ın bir hasta yakını tarafından öldürülmesinin yıldönümü olan...
ATA SOYER’İ UĞURLARKEN…..

ATA SOYER’İ UĞURLARKEN…..

10.04.2013
Tıklamalar: 1680
ATA SOYER’İ UĞURLARKEN….. İzge GÜNAL...
Hocamıza sahip çıkıyoruz! (2)

Hocamıza sahip çıkıyoruz! (2)

06.04.2013
Tıklamalar: 23942
Hocamıza sahip çıkıyoruz! Üniversitede derse türbanla giren öğrencisine, yürürlükte...
HEMŞİRELER ÖZELLEŞTİRMEYİ TARTIŞTI (2)

HEMŞİRELER ÖZELLEŞTİRMEYİ TARTIŞTI (2)

04.04.2013
Tıklamalar: 26129
Türk Hemşireler Derneği Öğrenci Komisyonu ve Hacettepe Kitap Topluluğu’nun beraber...
HEMŞİRELER ÖZELLEŞTİRMEYİ TARTIŞTI (3)

HEMŞİRELER ÖZELLEŞTİRMEYİ TARTIŞTI (3)

04.04.2013
Tıklamalar: 4874
Türk Hemşireler Derneği Öğrenci Komisyonu ve Hacettepe Kitap Topluluğu’nun beraber...
DR. ERSİN ARSLAN’IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE G(Ö)REVDEYİZ HABERLER - GENEL...
DR. ERSİN ARSLAN’IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE G(Ö)REVDEYİZ HABERLER - GENEL...
DR. ERSİN ARSLAN’IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE G(Ö)REVDEYİZ HABERLER - GENEL...
DR. ERSİN ARSLAN’IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE G(Ö)REVDEYİZ HABERLER - GENEL...
Bilim Yapmayı Düşünenlere Bir Öneri

Bilim Yapmayı Düşünenlere Bir Öneri

01.04.2013
Tıklamalar: 1670
Bilim Yapmayı Düşünenlere Bir Öneri İzge GÜNAL...
SAĞLIKTA ŞİDDETE HAYIR (2)

SAĞLIKTA ŞİDDETE HAYIR (2)

29.03.2013
Tıklamalar: 632
DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Servisinde hasta yakınları tarafından asistan...
Joomla! Україна

Karikatürlerden

FacebookMySpaceTwitterDiggDeliciousStumbleuponGoogle BookmarksRedditNewsvineTechnoratiLinkedinMixx

Sorun Söyleyelim Cevap Veriyor

GAZİ ÜNİVERSİTESİ NEREDE?
Salı, 25 Aralık 2012

ANADOLU ÜNİVERSİTESİ NEREDE?
Salı, 25 Aralık 2012

ODTÜ NEREDE?
Salı, 25 Aralık 2012

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ NEREDE?
Salı, 25 Aralık 2012

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ NEREDE?
Salı, 25 Aralık 2012

EGE ÜNİVERSİTESİ NEREDE?
Salı, 25 Aralık 2012

İCAP NÖBETLERİNDE HUKUKİ KAZANIMIMIZ
Çarşamba, 05 Aralık 2012

İCAP NÖBETLERİNDE HUKUKİ KAZANIMIMIZ
Çarşamba, 05 Aralık 2012

Taşeron nedir, ne değildir?
Pazar, 01 Temmuz 2012

TIP BU DEĞİL Mutlaka Okuyun
Cumartesi, 23 Haziran 2012

1 MAYIS'I YORUMLAMAK....
Cuma, 27 Nisan 2012

1 MAYIS NEDİR ?
Perşembe, 26 Nisan 2012

anket

 

GÖRME ENGELLİLER İÇİN

gazeteler
       P
rogram şeklindedir..

gazeteler

Üye girişi

Kullanıcı Menüsü